Askipo’nun kalori hesaplama aracıyla yaşına, boyuna, kilona ve hedeflerine göre günlük alman gereken kalori miktarını saniyeler içinde öğrenebilirsin. Kaymak gibi yüksek enerjili besinleri hangi dengeyle tüketmenin sana iyi geleceğini keşfetmek için iyi bir başlangıç olabilir.
Kaymak Kaç Kalori?
Kaymak nedir, kaymak nasıl yapılır ve kaymak kalori değeri nedir? Kaymağın besin değeri, yapımı ve tüketimi hakkında merak edilenler burada.
1 Çorba Kaşığı Kaymak Besin Değerleri
58,5
Detayları Görüntüle
- Yağ 6,3 g
- Kolesterol 5,4 mg
- Sodyum 1,9 mg
- Karbonhidrat 0,3 g
- Protein 0,1 g
- Vitamin A 69,1 iu
- Vitamin C 0,0 mg
- Kalsiyum 4,5 mg
- Potasyum 9,1 mg
- Demir 0,0 mg
- Lif 0,0 g
Kaymak, geleneksel mutfağın en özel süt ürünlerinden biri olarak hem lezzeti hem de yapımıyla dikkat çeker. Bu ürünün kalitesini belirleyen en temel unsur ise hangi sütten yapıldığıdır. Kaymak, sütün yüzeyinde biriken yağ tabakasından elde edildiği için kullanılan sütün yağ oranı, tazeliği ve işlenme durumu doğrudan sonucu etkiler. Bu nedenle her sütten elde edilen kaymak aynı dokuya, aromaya ve yoğunluğa sahip olmaz.
Kaymak yapımında en çok tercih edilen süt türü manda sütüdür. Manda sütü, yüksek yağ oranı sayesinde kalın, katmanlı ve yoğun bir kaymak oluşmasını sağlar. Bu kaymak türü, daha dolgun bir lezzete ve ağızda uzun süre kalan bir kıvama sahiptir. Afyon kaymağı gibi ün kazanmış ürünlerin temelinde de manda sütü bulunur. Manda sütüyle yapılan kaymak, özellikle kahvaltılarda ve tatlı eşlikçisi olarak öne çıkar.
İnek sütü, kaymak yapımında en yaygın kullanılan bir diğer seçenektir. Günlük hayatta daha kolay bulunabilmesi nedeniyle evde yapılan kaymakların büyük bölümü inek sütünden elde edilir. İnek sütü, manda sütüne kıyasla daha düşük yağ oranına sahiptir. Bu durum, oluşan kaymağın daha ince olmasına neden olabilir. Ancak günlük, tam yağlı ve katkısız inek sütü kullanıldığında, lezzetli ve dengeli bir kaymak elde etmek mümkündür.
Bazı yörelerde koyun sütü ile de kaymak yapılır. Koyun sütü yüksek yağ oranına sahiptir ancak aroması oldukça belirgindir. Bu nedenle koyun sütünden yapılan kaymak, kendine özgü bir tada sahiptir ve daha çok yöresel tüketimle sınırlı kalır. Keçi sütü ise kaymak yapımında daha nadir kullanılır. Keçi sütünden elde edilen kaymak, daha ince bir yapıya sahip olur ve aroması farklı hissedilir.
Kaymak yapımında sütün türü kadar işlenme şekli de önemlidir. Pastörize edilmemiş, günlük ve tam yağlı sütler kaymak oluşumu için en uygun seçeneklerdir. UHT sütlerde yüksek ısı işlemi nedeniyle yağ yapısı değiştiği için kaymak oluşumu zayıf olur. Bu da geleneksel kaymak dokusunun elde edilmesini zorlaştırır.
Kaymak, farklı süt türlerinden yapılabilen bir ürün olsa da en iyi sonuç, yağ oranı yüksek ve taze sütlerle elde edilir. Sütün kaynağı, kaymağın lezzetinden kıvamına kadar tüm özelliklerini belirleyen temel faktörlerden biridir.
Kaymağın hem lezzeti hem de yoğun yapısıyla sofralarda ne kadar özel bir yere sahip olduğunu artık biliyorsun. Peki ya senin vücudunun günlük ne kadar kaloriye ihtiyacı olduğunu biliyor musun?
Sıkça Sorulan Sorular
Kaymak Nasıl Yapılır? Kaymak Sağlıklı mı? Kaymak Kilo Aldırır mı? Kaymak Protein İçerir mi? Kaymak Neyle Yenir? Kaymak Kolesterolü Yükseltir mi? Kaymak Diyette Yenir mi? Kaymak Bozulur mu? Kaymak Dondurulur mu? Kaymak Buzdolabında Kaç Gün Dayanır? Kaymak ile Krema Aynı mı? Kaymak Laktoz İçerir mi? Kaymak Hangi Sütten Yapılır?Kaymak Nasıl Yapılır?
Kaymak, geleneksel Türk mutfağının en özel süt ürünlerinden biridir ve yapımı sabır, doğru süt seçimi ve uygun koşullar gerektirir. Evde kaymak yapmak mümkün olsa da, kullanılan yöntemin ve sütün kalitesi sonucu doğrudan etkiler. Kaymağın temelinde, sütün üstünde biriken yoğun yağ tabakasının kontrollü şekilde toplanması yer alır.
Kaymak yapımında en önemli unsur süt seçimidir. Gerçek ve lezzetli bir kaymak elde etmek için pastörize edilmemiş, tam yağlı ve mümkünse manda sütü tercih edilir. Manda sütü bulunamıyorsa, günlük ve katkısız inek sütü de kullanılabilir. Marketten alınan UHT sütlerle yapılan kaymak, kıvam ve aroma açısından geleneksel kaymağa benzemez. Çünkü UHT sütlerde yağ yapısı yüksek ısı nedeniyle değişmiştir.
İlk adım olarak süt geniş tabanlı, tercihen bakır veya çelik bir tencereye alınır. Süt kısık ateşte yavaş yavaş ısıtılır. Bu aşamada sütün taşmamasına ve karıştırılmamasına dikkat edilir. Karıştırmak, sütün yüzeyinde oluşacak yağ tabakasını bozar. Süt kaynama noktasına yaklaşınca üzerinde ince bir tabaka oluşmaya başlar. Bu tabakanın kalınlaşması için süt, kaynamaya başladıktan sonra birkaç dakika daha kısık ateşte tutulur.
Ardından tencere ocaktan alınır ve hiç hareket ettirilmeden oda sıcaklığında soğumaya bırakılır. Soğuma süreci kaymak oluşumu için kritik öneme sahiptir. Süt tamamen soğuduktan sonra tencere buzdolabına alınır ve en az 8–12 saat, tercihen bir gece boyunca dinlendirilir. Bu sürede sütün üzerindeki yağ tabakası yoğunlaşır ve kaymak formunu alır.
Dinlenme süresi tamamlandığında, sütün üzerinde kalın ve bütünlüklü bir kaymak tabakası oluşur. Bu tabaka, bir spatula veya geniş ağızlı bir kaşık yardımıyla dikkatlice alınır. Alınan kaymak cam bir kaba aktarılır. Altında kalan süt ise yoğurt veya başka tariflerde kullanılabilir.
Kaymağın kıvamı ve lezzeti, sütün yağ oranına ve dinlenme süresine bağlıdır. Daha yoğun bir kaymak için aynı süt, ikinci kez ısıtılıp dinlendirilebilir. Geleneksel yöntemlerde bu işlem birkaç kez tekrarlanarak daha kalın katmanlar elde edilir.
Evde yapılan kaymak katkı maddesi içermez, bu nedenle saklama koşulları önemlidir. Kaymak, hava almayan cam kapta buzdolabında saklanmalı ve birkaç gün içinde tüketilmelidir. Tazeyken tüketildiğinde aroması daha yoğundur ve bal, reçel veya ekmekle birlikte sofralarda kendine özel bir yer bulur.
Kaymak Sağlıklı mı?

Kaymak, geleneksel beslenme kültürümüzde özellikle kahvaltı sofralarının vazgeçilmezlerinden biri olarak yer alır. Yoğun kıvamı, zengin aroması ve doyuruculuğu ile öne çıkan bu süt ürünü, sağlık açısından değerlendirildiğinde tek bir doğruya indirgenemeyecek kadar çok yönlü bir yapıya sahiptir. Kaymağın sağlıklı olup olmadığı; miktar, tüketim sıklığı, bireyin yaşam tarzı ve genel beslenme düzeniyle yakından ilişkilidir.
Kaymak, temelde sütün en yağlı kısmından elde edilir. Bu nedenle yüksek oranda doymuş yağ içerir. Doymuş yağlar vücut için tamamen zararlı değildir; aksine hormon üretimi, hücre yapısı ve bazı vitaminlerin emilimi için gereklidir. Kaymak aynı zamanda A, D, E ve K vitaminleri gibi yağda çözünen vitaminler açısından da doğal bir kaynaktır. Bu vitaminler bağışıklık sistemi, kemik sağlığı ve cilt fonksiyonları açısından önemli rol oynar.
Bununla birlikte kaymak, yüksek kalorili bir besindir. Küçük bir porsiyonu bile günlük enerji ihtiyacının ciddi bir bölümünü karşılayabilir. Bu durum, özellikle hareketsiz bir yaşam tarzı süren veya kilo kontrolü hedefleyen kişiler için dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Kaymağın sağlıklı bir besin olabilmesi, onu ana öğünlerin merkezine koymadan, ölçülü şekilde tüketmekle mümkündür.
Kolesterol konusu da kaymakla ilgili sıkça gündeme gelir. Kaymak, hayvansal bir ürün olduğu için doğal olarak kolesterol içerir. Ancak güncel beslenme yaklaşımları, tek başına kolesterol içeren besinlerin değil; genel beslenme düzeninin ve yaşam tarzının kalp-damar sağlığını belirlediğini vurgular. Dengeli bir beslenme planı içinde, lifli gıdalar, sebzeler ve yeterli hareketle birlikte tüketildiğinde kaymağın olumsuz etkileri azalır.
Kaymağın bir diğer önemli yönü de doğallığıdır. Ev yapımı veya katkısız üretilmiş kaymak, işlenmiş ve katkı maddesi içeren alternatiflere kıyasla daha sade bir içeriğe sahiptir. İçeriğinde raf ömrünü uzatmaya yönelik maddeler bulunmadığında, vücut tarafından daha kolay tolere edilir. Ancak bu durum saklama süresini kısaltır ve tazelik daha da önemli hale gelir.
Çocuklar, yoğun enerji ihtiyacı olan bireyler ve iştah sorunu yaşayan kişiler için kaymak, kısa sürede enerji sağlayan bir besin olabilir. Aynı şekilde spor yapan veya fiziksel olarak aktif bireylerde de kontrollü tüketildiğinde destekleyici bir rol üstlenebilir. Buna karşılık mide hassasiyeti, safra sorunları veya belirli metabolik rahatsızlıkları olan kişilerin kaymak tüketimini sınırlandırması gerekebilir.
Kaymak, tek başına “sağlıklı” ya da “sağlıksız” olarak etiketlenebilecek bir besin değildir. Onu nasıl, ne kadar ve hangi bağlamda tükettiğimiz belirleyici olur. Geleneksel mutfağın bu zengin lezzeti, dengeli bir beslenme anlayışı içinde yer aldığında hem keyif veren hem de besleyici bir seçenek haline gelebilir.
Kaymak Kilo Aldırır mı?
Kaymak, yüksek yağ oranı ve yoğun kıvamı nedeniyle kilo alımıyla en sık ilişkilendirilen geleneksel besinlerden biridir. Bu algının oluşmasında, kaymağın kalori değerinin yüksek olması önemli bir rol oynar. Ancak bir besinin kilo aldırıcı etkisini değerlendirirken yalnızca kalori miktarına değil, tüketim şekline, porsiyon kontrolüne ve genel beslenme düzenine birlikte bakmak gerekir.
Kaymak, sütün en yağlı kısmından elde edildiği için enerji yoğunluğu yüksek bir besindir. Küçük miktarlarda tüketildiğinde bile vücuda ciddi oranda kalori sağlar. Bu durum, farkında olmadan günlük enerji ihtiyacının üzerine çıkılmasına yol açabilir. Özellikle kahvaltılarda bal veya reçel gibi şeker içeriği yüksek besinlerle birlikte tüketildiğinde, alınan toplam kalori miktarı hızla artar. Düzenli olarak bu şekilde tüketilen kaymak, zamanla kilo artışına zemin hazırlayabilir.
Bununla birlikte kaymağın kilo aldırıcı etkisi, onu hangi sıklıkta ve hangi bağlamda tükettiğinizle doğrudan ilişkilidir. Kaymak, yüksek yağ içeriği sayesinde uzun süre tokluk hissi sağlayabilir. Bu özelliği, kontrollü porsiyonlarla tüketildiğinde gün içindeki atıştırma isteğini azaltabilir. Yani kaymak, bilinçli şekilde tüketildiğinde iştah yönetimine katkı sunabilir; bilinçsiz tüketildiğinde ise tam tersi bir etki yaratabilir.
Kaymak tüketiminin kilo üzerindeki etkisi, kişinin yaşam tarzına göre de değişir. Fiziksel olarak aktif bireylerde, alınan yüksek enerji vücut tarafından daha kolay kullanılır. Hareketsiz bir yaşam süren kişilerde ise aynı miktardaki kaymak, harcanamayan enerjiye dönüşerek yağ depolanmasını artırabilir. Bu nedenle kaymağın kilo aldırıp aldırmadığı sorusu, kişisel enerji dengesiyle yakından bağlantılıdır.
Bir diğer önemli nokta, kaymağın işlenme durumu ve içeriğidir. Doğal, katkısız ve ev yapımı kaymak; aromalandırılmış, şeker ilaveli veya uzun raf ömürlü ürünlere kıyasla daha sade bir içeriğe sahiptir. Ancak doğal olması, sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez. Kaymak ne kadar doğal olursa olsun, porsiyon kontrolü yapılmadığında kilo artışına katkıda bulunabilir.
Diyet sürecinde olan bireyler için kaymak genellikle “yasaklı” besinler arasında görülür. Oysa tamamen çıkarılmak yerine, küçük miktarlarda ve planlı şekilde tüketildiğinde sürdürülebilir bir beslenme yaklaşımı oluşturabilir. Bu yaklaşım, hem psikolojik tatmin sağlar hem de ani yeme ataklarının önüne geçebilir.
Kaymak, tek başına kilo aldıran sihirli bir besin değildir. Kilo artışı, uzun vadede alınan ve harcanan enerji arasındaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar. Kaymak bu denge içinde ölçüsüz yer aldığında kilo artışını destekleyebilir; dengeli bir beslenme düzeni içinde, farkındalıkla tüketildiğinde ise kontrol altında tutulabilir bir besin olarak sofralarda yerini alabilir.
Kaymak Protein İçerir mi?
Kaymak, süt ürünleri arasında genellikle yağ içeriğiyle öne çıkan bir besin olarak bilinir. Bu nedenle “kaymak protein içerir mi?” sorusu oldukça sık sorulur. Kaymağın besin değerlerine bakıldığında, protein içeriği bulunduğu görülür; ancak bu protein miktarı, süt, yoğurt veya peynir gibi diğer süt ürünleriyle karşılaştırıldığında daha sınırlıdır. Kaymağın temel özelliği protein değil, yoğun yağ içeriğidir.
Kaymak, sütün üst kısmında biriken yağ tabakasından elde edilir. Bu süreçte sütün protein açısından zengin olan sıvı kısmı büyük ölçüde ayrılır. Dolayısıyla kaymakta bulunan protein, sütün tamamında yer alan protein oranına kıyasla daha düşüktür. Yine de kaymak tamamen proteinden yoksun değildir. İçeriğinde az miktarda süt proteini bulunur ve bu proteinler, vücut için gerekli olan bazı amino asitleri sağlar.
Protein, kas dokusunun korunması, bağışıklık sisteminin desteklenmesi ve hücre yenilenmesi gibi birçok temel işlevde rol oynar. Kaymak bu ihtiyaçların ana kaynağı olarak görülmemelidir. Protein ihtiyacını karşılamak için genellikle yoğurt, kefir, süt veya peynir gibi daha dengeli ve protein oranı yüksek süt ürünleri tercih edilir. Kaymak ise bu ürünlerin yanında, daha çok enerji ve lezzet katkısı sunan bir tamamlayıcı olarak değerlendirilir.
Kaymağın protein içeriğinin düşük olması, onun besleyici olmadığı anlamına gelmez. Kaymak, yağda çözünen vitaminler açısından zengindir ve bu vitaminlerin vücutta kullanılabilmesi için bir miktar yağ gereklidir. Ayrıca içerdiği az miktardaki protein, yağla birlikte sindirildiğinde daha yavaş bir emilim süreci oluşturur. Bu da tokluk hissinin daha uzun sürmesine katkı sağlayabilir.
Protein ağırlıklı beslenen bireyler veya sporla ilgilenen kişiler için kaymak, ana protein kaynağı olarak yeterli değildir. Ancak kahvaltılarda veya ara öğünlerde küçük miktarlarda tüketildiğinde, genel beslenme düzenine lezzet ve çeşitlilik katar. Kaymak, özellikle karbonhidrat ve protein içeren besinlerle birlikte tüketildiğinde, öğünün enerji dengesini tamamlayıcı bir rol üstlenir.
Kaymağın protein içeriği, kullanılan sütün türüne göre de değişiklik gösterebilir. Manda sütünden yapılan kaymak, inek sütünden yapılan kaymağa kıyasla biraz daha yoğun bir yapıya sahiptir ve protein oranı da buna paralel olarak az da olsa farklılık gösterebilir. Ancak bu farklar, kaymağı yüksek proteinli bir besin kategorisine taşımaya yetmez.
Kaymak, protein içeren bir besindir ancak protein açısından zengin bir kaynak olarak değerlendirilmez. Beslenme planı oluşturulurken kaymak, daha çok yağ ve enerji sağlayan bir süt ürünü olarak ele alınmalıdır. Protein ihtiyacının karşılanması için farklı besin gruplarına yer verilirken, kaymak ölçülü tüketildiğinde dengeli beslenmenin lezzetli bir parçası olabilir.
Kaymak Neyle Yenir?

Kaymak, yoğun kıvamı ve zengin aromasıyla Türk mutfağında hem klasik hem de farklı eşleşmelerle tüketilen özel bir süt ürünüdür. En çok kahvaltı sofralarında yer alsa da, günün farklı öğünlerinde ve farklı lezzetlerle birlikte tüketilebilen çok yönlü bir besindir. Kaymağın neyle yenileceği, hem damak zevkine hem de tüketildiği öğünün amacına göre değişiklik gösterebilir.
Kaymak denildiğinde akla ilk gelen eşleşme bal ve kaymak ikilisidir. Bu ikili, özellikle geleneksel kahvaltıların vazgeçilmezidir. Balın doğal tatlılığı ile kaymağın yumuşak ve yağlı yapısı birbirini dengeler. Enerji ihtiyacının yüksek olduğu sabah saatlerinde sık tercih edilmesinin nedeni de bu doyurucu yapısıdır. Aynı şekilde reçel ve kaymak da sık kullanılan bir kombinasyondur. Özellikle ekşi meyvelerden yapılan reçeller, kaymağın yoğunluğunu dengeleyerek daha ferah bir tat sunar.
Kaymak, taze ekmek, köy ekmeği veya bazlama gibi hamur işleriyle birlikte tüketildiğinde lezzeti daha belirgin hale gelir. Ekmeğin sıcaklığı, kaymağın dokusunu yumuşatır ve ağızda daha kremamsı bir his oluşturur. Bunun yanında simit, poğaça veya katmer gibi hamur işleriyle birlikte de sıkça tercih edilir. Özellikle Ege ve İç Anadolu mutfağında katmer ve kaymak birlikteliği kültürel bir yere sahiptir.
Tatlılarda da kaymak önemli bir yere sahiptir. Baklava, ekmek kadayıfı, şekerpare veya kemalpaşa tatlısı gibi şerbetli tatlıların yanında kaymak, tatlılığın yoğunluğunu yumuşatır. Kaymak, tatlının şerbetini dengeleyerek daha dengeli bir lezzet profili oluşturur. Bu nedenle birçok geleneksel tatlı sunumunda kaymak ayrı bir eşlikçi olarak yer alır.
Kaymak yalnızca tatlılarla sınırlı değildir. Bazı yöresel mutfaklarda tuzlu hamur işleri, gözleme veya börekle birlikte de tüketilebilir. Bu kullanım daha az bilinse de, kaymağın nötr ve yumuşak tadı tuzlu lezzetlerle birleştiğinde farklı bir deneyim sunar. Özellikle az tuzlu peynirlerle birlikte tüketildiğinde, kaymak sofraya farklı bir boyut katar.
Meyveyle birlikte tüketim de son yıllarda daha fazla tercih edilmeye başlanmıştır. İncir, çilek veya muz gibi meyvelerle birlikte kaymak tüketildiğinde, hem tatlı ihtiyacı karşılanır hem de daha dengeli bir tabak oluşturulabilir. Bu tarz eşleşmeler, kaymağı sadece geleneksel değil, modern sunumlara da taşıyan alternatifler sunar.
Kaymak, tek başına da tüketilebilen bir besindir; ancak farklı yiyeceklerle bir araya geldiğinde karakteri daha da belirginleşir. Kahvaltıdan tatlıya, hamur işlerinden meyvelere kadar geniş bir kullanım alanına sahip olması, kaymağı mutfakta özel bir yere taşır. Ölçülü ve dengeli şekilde tüketildiğinde, hem geleneksel hem de yaratıcı sofralarda kendine rahatlıkla yer bulabilir.
Kaymak Kolesterolü Yükseltir mi?
Kaymak, süt ürünleri arasında en yüksek yağ oranına sahip besinlerden biri olduğu için kolesterolle ilişkilendirilmesi oldukça yaygındır. Bu noktada kaymağın kolesterol üzerindeki etkisini doğru değerlendirebilmek için hem içeriğine hem de tüketim alışkanlıklarına birlikte bakmak gerekir. Tek başına bir besinin kolesterolü yükseltip yükseltmediği, güncel beslenme yaklaşımlarına göre artık yeterli bir değerlendirme ölçütü olarak görülmemektedir.
Kaymak, hayvansal kaynaklı bir besin olduğu için doğal olarak kolesterol içerir. Aynı zamanda doymuş yağ oranı da yüksektir. Doymuş yağların aşırı tüketimi, bazı bireylerde LDL olarak bilinen “kötü kolesterol” seviyelerinin yükselmesine katkıda bulunabilir. Ancak bu etki, kaymağın miktarı ve ne sıklıkla tüketildiğiyle doğrudan ilişkilidir. Ara sıra ve küçük porsiyonlarla tüketilen kaymağın, tek başına kolesterol seviyelerini belirgin şekilde yükselttiğini söylemek doğru olmaz.
Son yıllarda yapılan birçok bilimsel çalışma, kolesterol seviyelerinin yalnızca besinlerle alınan kolesterole bağlı olmadığını ortaya koymuştur. Karaciğer, vücuttaki kolesterolün büyük bir kısmını kendisi üretir ve bu üretim; genetik faktörler, genel beslenme düzeni, lif alımı, fiziksel aktivite düzeyi ve stres gibi birçok değişkenden etkilenir. Bu nedenle kaymak gibi kolesterol içeren bir besin, dengeli bir beslenme düzeni içinde yer aldığında tek başına belirleyici olmaz.
Kaymağın tüketildiği bağlam da önemlidir. Lif açısından zengin sebzeler, tam tahıllar ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla birlikte tüketilen kaymak, kolesterol dengesini olumsuz yönde etkileme riskini azaltabilir. Buna karşılık kaymak; sık sık, büyük porsiyonlarda ve şekerli veya rafine karbonhidratlarla birlikte tüketildiğinde, kalp-damar sağlığı açısından daha dikkatli olunması gereken bir besin haline gelir.
Bireysel sağlık durumu bu noktada belirleyici bir faktördür. Kolesterol metabolizması kişiden kişiye farklılık gösterir. Ailesel hiperkolesterolemi gibi genetik yatkınlıkları olan kişilerde, kaymak gibi doymuş yağ içeriği yüksek besinlerin tüketimi daha yakından izlenmelidir. Aynı şekilde kalp-damar hastalığı öyküsü bulunan bireylerin de kaymak tüketimini sınırlandırmaları önerilir. Ancak bu, kaymağın tamamen hayat dışına çıkarılması gerektiği anlamına gelmez; porsiyon ve sıklık kontrolü burada temel unsurdur.
Kaymağın bir diğer yönü de işlenme durumudur. Doğal ve katkısız kaymak, ultra işlenmiş ve raf ömrü uzatılmış ürünlere kıyasla daha sade bir içeriğe sahiptir. Bu da vücut tarafından daha öngörülebilir bir şekilde metabolize edilmesini sağlar. Yine de doğal olması, sınırsız tüketim için bir gerekçe oluşturmaz.
Kaymak kolesterolü otomatik olarak yükselten bir besin değildir. Kolesterol üzerindeki etkisi; tüketim miktarı, genel beslenme düzeni ve bireysel sağlık faktörleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Dengeli bir yaşam tarzı içinde, ölçülü tüketildiğinde kaymak, beslenmenin doğal ve keyif veren parçalarından biri olarak yerini koruyabilir.
Kaymak Diyette Yenir mi?
Kaymak, yüksek yağ ve kalori içeriği nedeniyle diyet yapan kişilerin en çok tereddüt ettiği besinlerden biridir. Diyet kavramı çoğu zaman “yasaklar listesi” olarak algılansa da, güncel beslenme yaklaşımları daha esnek ve sürdürülebilir bir anlayışı ön plana çıkarır. Bu noktada kaymağın diyette yer alıp alamayacağı sorusu, diyetin amacı, süresi ve kişinin genel yaşam tarzı göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.
Kaymak, sütün en yağlı kısmından elde edildiği için enerji yoğunluğu yüksektir. Bu özellik, kilo verme sürecinde kontrolsüz tüketildiğinde günlük kalori dengesini bozabilir. Ancak aynı özellik, doğru porsiyonlarla tüketildiğinde uzun süreli tokluk hissi sağlayabilir. Yağ, sindirimi yavaşlatan bir besin ögesidir ve bu nedenle öğün sonrası açlık hissinin gecikmesine katkı sunar. Diyette olan bir kişi için bu durum, gün içinde daha az atıştırma ihtiyacı anlamına gelebilir.
Diyet sürecinde kaymak tüketiminin uygun olup olmadığı, diyetin türüne göre de değişir. Kalori kısıtlamasına dayalı klasik diyetlerde kaymak genellikle sınırlanır. Buna karşılık düşük karbonhidratlı veya dengeli yağ tüketimini esas alan beslenme modellerinde, kaymak küçük miktarlarda yer bulabilir. Burada önemli olan, kaymağın tek başına değil; günün genel besin dağılımı içinde nasıl konumlandırıldığıdır.
Kaymağın diyette tüketilmesini etkileyen bir diğer unsur, tüketim sıklığıdır. Her gün ve büyük porsiyonlarla tüketilen kaymak, diyet hedeflerini zorlaştırabilir. Ancak haftada bir veya iki kez, kontrollü miktarlarda tüketildiğinde hem psikolojik doyum sağlar hem de diyetten kopma riskini azaltır. Birçok kişi için tamamen yasaklanan besinler, uzun vadede yeme ataklarına yol açabilir. Kaymak gibi sevilen bir besinin planlı şekilde diyete dahil edilmesi, bu açıdan daha sürdürülebilir bir yaklaşım sunar.
Kaymağın yanında tüketilen besinler de önemlidir. Şekerli reçeller, beyaz ekmek veya rafine karbonhidratlarla birlikte tüketilen kaymak, kan şekeri dalgalanmalarına ve gereksiz kalori alımına neden olabilir. Buna karşılık lifli besinler, tam tahıllar veya protein kaynaklarıyla dengelendiğinde, daha kontrollü bir öğün oluşturulabilir.
Bireysel sağlık durumu da göz ardı edilmemelidir. Kolesterol, insülin direnci veya sindirim hassasiyeti gibi durumları olan kişilerin kaymak tüketimini daha dikkatli planlaması gerekebilir. Bu noktada kişisel ihtiyaçlar, genel önerilerden daha belirleyici olur.
Kaymak, diyette kesinlikle yenmez gibi katı bir yargıyla değerlendirilmemelidir. Diyet, geçici bir kısıtlama değil; uzun vadeli bir denge arayışıdır. Kaymak bu denge içinde doğru porsiyon, doğru zaman ve doğru eşleşmelerle yer aldığında, hem lezzetten ödün vermeden ilerlemeyi hem de beslenme sürecini daha gerçekçi ve sürdürülebilir kılmayı mümkün hale getirir.
Kaymak Bozulur mu?
Kaymak, yapısı gereği oldukça hassas ve çabuk bozulabilen bir süt ürünüdür. Yüksek yağ oranı, düşük asiditesi ve genellikle katkı maddesi içermemesi, kaymağın tazeliğini korumasını zorlaştıran temel faktörler arasında yer alır. Bu nedenle kaymağın bozulup bozulmadığı sorusu, hem evde yapılan hem de hazır olarak satın alınan kaymaklar için oldukça önemlidir.
Kaymak, sütün en yağlı kısmından elde edilir ve bu yağlı yapı, mikroorganizmaların üremesi için uygun bir ortam oluşturabilir. Özellikle doğal ve katkısız kaymak, raf ömrü uzatıcı maddeler içermediğinden daha kısa sürede bozulabilir. Ev yapımı kaymaklarda bu süre daha da kısadır. Uygun koşullarda saklanmayan kaymak, birkaç gün içinde tat, koku ve doku değişimleri göstermeye başlayabilir.
Kaymağın bozulma süresi, öncelikle saklama koşullarına bağlıdır. Kaymak mutlaka buzdolabında, tercihen 0–4 derece arasında muhafaza edilmelidir. Oda sıcaklığında bırakılan kaymak, çok kısa sürede bozulur. Özellikle yaz aylarında bu süre birkaç saatle sınırlı olabilir. Ayrıca kaymağın hava ile temas etmesi de bozulma sürecini hızlandırır. Bu nedenle kaymak, hava almayan cam veya kapaklı kaplarda saklanmalıdır.
Bozulmuş kaymak bazı belirtilerle kendini belli eder. En yaygın işaretlerden biri ekşi veya keskin bir kokudur. Taze kaymak, hafif süt kokusuna sahiptir; ağır, rahatsız edici veya mayamsı bir koku bozulmanın önemli bir göstergesidir. Bunun yanında kaymağın yüzeyinde renk değişimi, sararmanın koyulaşması veya griye yakın tonlar da dikkat edilmesi gereken işaretler arasındadır. Doku değişimi de önemli bir kriterdir. Kaymak normalde pürüzsüz ve yumuşak bir yapıya sahipken, bozulduğunda sulanma, kesilme veya topaklanma görülebilir.
Bazı durumlarda kaymağın üzerinde küf oluşabilir. Küf, genellikle yeşilimsi, gri veya beyaz noktalar şeklinde kendini gösterir. Böyle bir durumda yalnızca küflü kısmı alıp kalanını tüketmek güvenli değildir. Küf, gözle görülmeyen alanlara da yayılmış olabilir. Bu nedenle küf belirtileri gösteren kaymak kesinlikle tüketilmemelidir.
Hazır olarak satılan kaymaklarda ambalaj üzerindeki son tüketim tarihi önemli bir rehberdir. Ancak ambalaj açıldıktan sonra bu tarih geçerliliğini büyük ölçüde yitirir. Açılan kaymak, son tüketim tarihine bakılmaksızın birkaç gün içinde tüketilmelidir. Ambalajlı ürünlerde bile açıldıktan sonra koku ve görünüm kontrolü yapmak önemlidir.
Kaymağın bozulmasını geciktirmek için her kullanımda temiz bir kaşık kullanmak da kritik bir detaydır. Kirli kaşıkla alınan kaymak, bakterilerin ürüne taşınmasına ve daha hızlı bozulmasına neden olabilir. Ayrıca kaymağı tekrar tekrar oda sıcaklığında bekletip buzdolabına koymak da raf ömrünü kısaltır.
Kaymak bozulabilen bir besindir ve bu durum oldukça doğaldır. Tazeliği, saklama koşulları ve hijyen kurallarına dikkat edildiğinde daha uzun süre korunabilir. Görünüm, koku ve dokuda oluşan değişimler, kaymağın tüketilip tüketilmemesi konusunda en güvenilir göstergeler arasında yer alır.
Kaymak Dondurulur mu?
Kaymak, yapısı itibarıyla hassas bir süt ürünü olduğu için saklama yöntemleri sıkça merak edilir ve “kaymak dondurulur mu?” sorusu bu noktada öne çıkar. Teknik olarak kaymak dondurulabilir; ancak dondurma işleminin kaymağın dokusu, tadı ve genel kalitesi üzerinde bazı değişikliklere yol açabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kaymağın dondurulması, çoğu zaman pratik bir çözüm olsa da her kullanım amacı için ideal bir yöntem değildir.
Kaymak yüksek oranda yağ ve az miktarda su içerir. Dondurma sırasında su kristalleri oluşur ve bu kristaller çözüldüğünde kaymağın yapısında bozulmalar meydana gelebilir. Dondurulup çözdürülen kaymakta en sık karşılaşılan durum, kıvamın değişmesidir. Taze kaymakta bulunan pürüzsüz ve bütünlüklü yapı, çözülme sonrasında yerini daha granüllü, kesilmiş veya sulanmış bir dokuya bırakabilir. Bu durum özellikle kaymağı sade şekilde tüketmek isteyenler için tatmin edici olmayabilir.
Kaymağın dondurulması lezzet açısından da farklılık yaratabilir. Dondurma işlemi, kaymağın doğal aromasını bir miktar baskılayabilir. Çözüldükten sonra kaymağın tadı daha nötr veya hafif ekşimsi algılanabilir. Bu nedenle dondurulmuş kaymak, genellikle kahvaltılık olarak değil; tatlı veya hamur işi gibi tariflerde kullanıldığında daha uygun bir seçenek haline gelir.
Eğer kaymak dondurulacaksa, bazı noktalara dikkat edilmesi gerekir. Öncelikle kaymak taze ve bozulma belirtisi göstermeyen bir ürün olmalıdır. Dondurma işlemi, bozulmayı durdurmaz; yalnızca yavaşlatır. Bozulmaya yakın bir kaymağı dondurmak, çözülme sonrasında daha belirgin tat ve koku sorunlarına yol açabilir. Kaymak, hava almayacak şekilde cam veya uygun bir dondurucu kabına konulmalı ve mümkünse küçük porsiyonlar halinde dondurulmalıdır. Bu sayede ihtiyaç duyulan kadar çözündürülür ve tekrar dondurma gibi sakıncalı bir durumun önüne geçilir.
Çözündürme aşaması da en az dondurma kadar önemlidir. Kaymak, oda sıcaklığında değil; buzdolabında yavaşça çözülmelidir. Ani sıcaklık değişimleri, yapısal bozulmaları artırabilir. Çözüldükten sonra kaymak tekrar dondurulmamalıdır. Tekrar dondurma, hem gıda güvenliği hem de kalite açısından risk oluşturur.
Dondurulmuş kaymak, bazı tariflerde avantaj sağlayabilir. Özellikle şerbetli tatlıların yanında kullanılacaksa veya pişirme sürecine girecekse, doku değişimi daha az fark edilir. Ancak sade tüketim, bal-kaymak gibi klasik eşleşmeler için taze kaymak her zaman daha iyi bir deneyim sunar.
Kaymak dondurulabilir, ancak bu işlem kaymağın doğal yapısını ve lezzetini etkileyebilir. Kısa sürede tüketilemeyecek durumlarda bir saklama alternatifi olarak değerlendirilebilir; fakat en iyi tat ve doku için kaymağın taze halde ve uygun koşullarda muhafaza edilerek tüketilmesi daha ideal bir yaklaşımdır.
Kaymak Buzdolabında Kaç Gün Dayanır?
Kaymak, yüksek yağ oranı ve hassas yapısı nedeniyle saklama süresi sınırlı olan süt ürünlerinden biridir. Buzdolabında muhafaza edilse bile, tazeliğini koruma süresi birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Kaymağın ev yapımı mı yoksa hazır paketli mi olduğu, saklama koşulları ve hijyen kuralları bu sürenin belirlenmesinde önemli rol oynar.
Ev yapımı kaymak genellikle katkı maddesi içermediği için daha kısa sürede tüketilmesi gereken bir üründür. Buzdolabında, uygun koşullarda saklandığında ev yapımı kaymak ortalama 2 ila 4 gün boyunca tazeliğini koruyabilir. Bu sürenin uzayıp kısalması, sütün kalitesine, kaymağın elde edilme yöntemine ve saklama kabının özelliklerine bağlıdır. Evde yapılan kaymak, hava ile temas ettiğinde veya buzdolabına sıcak halde konulduğunda çok daha hızlı bozulabilir.
Hazır olarak satılan, ambalajlı kaymakların buzdolabında dayanma süresi biraz daha uzundur. Açılmamış ambalajlı kaymaklar, üretici tarafından belirtilen son tüketim tarihine kadar buzdolabında saklanabilir. Ancak ambalaj açıldıktan sonra bu süre önemli ölçüde kısalır. Açılmış paketli kaymakların genellikle 3 ila 5 gün içinde tüketilmesi önerilir. Ambalaj üzerinde daha uzun bir süre belirtilmiş olsa bile, açıldıktan sonra koku, doku ve görünüm kontrolü yapmak önemlidir.
Kaymağın buzdolabında ne kadar dayanacağını belirleyen en önemli unsurlardan biri saklama sıcaklığıdır. Buzdolabının 0–4 derece aralığında çalışması, kaymağın tazeliğini koruması açısından idealdir. Kapaklı ve hava almayan bir kapta saklanan kaymak, açıkta bırakılan veya streç filmle kapatılan kaymağa göre daha uzun süre dayanır. Cam kaplar, plastik kaplara kıyasla koku ve bakteri tutma riskini azalttığı için daha güvenli bir seçenek olarak öne çıkar.
Hijyen de kaymağın dayanma süresini doğrudan etkiler. Her kullanımda kaymağın temiz ve kuru bir kaşıkla alınması gerekir. Nemli veya kirli bir kaşık, ürüne bakteri taşınmasına neden olarak bozulma sürecini hızlandırır. Ayrıca kaymağın buzdolabından çıkarılıp uzun süre oda sıcaklığında bekletilmesi, ardından tekrar dolaba konulması raf ömrünü ciddi şekilde kısaltır.
Kaymağın bozulmaya başladığını gösteren bazı işaretler vardır. Ekşi veya ağır bir koku, normalden daha koyu bir renk, sulanma, kesilme veya yüzeyde anormal oluşumlar bozulmanın habercisi olabilir. Bu tür belirtiler görüldüğünde kaymağın tüketilmemesi gerekir. Tat kontrolü yapmak yerine önce koku ve görünüm değerlendirilmelidir.
Kaymak buzdolabında sınırlı süre dayanabilen bir besindir ve mümkün olan en kısa sürede tüketilmesi en sağlıklı yaklaşımdır. Taze, doğru şekilde saklanmış ve hijyen kurallarına uygun şekilde kullanılan kaymak, bu süre boyunca lezzetini ve güvenliğini büyük ölçüde koruyabilir.
Kaymak ile Krema Aynı mı?
Kaymak ve krema, her ikisi de süt ürünleri grubunda yer aldığı için sıkça birbiriyle karıştırılan iki besindir. Görünüm ve kullanım alanları açısından benzerlikler taşısalar da, üretim şekilleri, içerikleri, kıvamları ve mutfaktaki rolleri bakımından önemli farklılıklara sahiptirler. Bu nedenle kaymak ile kremayı aynı ürün olarak değerlendirmek doğru değildir.
Kaymak, sütün kaynatılması ve ardından dinlendirilmesiyle, yüzeyinde biriken yoğun yağ tabakasının toplanmasıyla elde edilir. Bu yöntem geleneksel bir üretim sürecine dayanır ve çoğunlukla katkı maddesi içermez. Kaymağın yapısı oldukça yoğundur; kalın, katmanlı ve bazen hafif elastik bir dokuya sahiptir. Bu yoğunluk, kaymağın genellikle kahvaltılarda veya tatlıların yanında sade şekilde tüketilmesine olanak tanır.
Krema ise endüstriyel ya da yarı endüstriyel bir ürün olarak üretilir. Süt, santrifüj yöntemiyle yağ ve sıvı kısımlarına ayrılır; elde edilen yağ oranı yüksek sıvı kısım krema olarak değerlendirilir. Krema, kaymağa kıyasla daha akışkan bir yapıdadır. Çırpılabilir, pişirilebilir ve soslara kolayca karışabilir. Bu özellikleri nedeniyle mutfakta daha çok yemek ve tatlı yapımında kullanılır.
İçerik açısından bakıldığında, kaymak ve krema arasında önemli farklar bulunur. Kaymak genellikle yalnızca sütten elde edilir ve içeriği oldukça sadedir. Krema ise üretim amacına göre farklı çeşitlere sahiptir. Yemeklik krema, çırpma kreması veya pastacılık kreması gibi türler; kıvam artırıcılar, stabilizatörler veya raf ömrünü uzatmaya yönelik katkı maddeleri içerebilir. Bu durum, kremanın uzun süre dayanmasını sağlarken kaymağın daha kısa sürede tüketilmesini gerektirir.
Besin değerleri de iki ürün arasında farklılık gösterir. Kaymak, genellikle daha yüksek yağ oranına sahiptir ve kalori değeri kremaya göre daha yoğundur. Krema ise yağ oranına göre çeşitlendirildiği için daha geniş bir besin profiline sahiptir. Hafif kremalar, kaymağa kıyasla daha düşük yağ ve kalori içerebilir. Bu nedenle beslenme tercihleri doğrultusunda kullanım alanları da değişir.
Mutfakta kullanım açısından da kaymak ve krema farklı roller üstlenir. Kaymak, lezzeti ve yoğunluğu nedeniyle genellikle sade tüketilir veya tatlıların yanında servis edilir. Krema ise yemeklerde bağlayıcı, yumuşatıcı veya hacim kazandırıcı bir unsur olarak kullanılır. Kaymak, ısıtıldığında yapısını kaybedebilirken; krema pişirme süreçlerine daha uygundur.
Kaymak ile krema, görünüşte benzerlikler taşısa da üretim yöntemleri, dokuları, içerikleri ve kullanım amaçları bakımından birbirinden ayrılır. Bu iki ürünü mutfakta birbirinin yerine kullanmak her zaman aynı sonucu vermez. Her biri kendi bağlamında değerlidir ve doğru yerde kullanıldığında mutfakta farklı lezzet ve dokular sunar.
Kaymak Laktoz İçerir mi?
Kaymak, süt bazlı bir ürün olduğu için laktozla olan ilişkisi sıkça merak edilir. Laktoz, sütün doğal şekeri olarak bilinir ve süt ürünlerinin büyük bir kısmında farklı oranlarda bulunur. Bu nedenle “kaymak laktoz içerir mi?” sorusu özellikle laktoz hassasiyeti veya laktoz intoleransı olan kişiler için önem taşır. Kaymağın laktoz içeriği, üretim şekli ve sütün yapısıyla doğrudan ilişkilidir.
Kaymak, sütün kaynatılması ve dinlendirilmesiyle yüzeyde biriken yağ tabakasının alınmasıyla elde edilir. Bu süreçte sütün büyük kısmı, yani laktozun yoğun olarak bulunduğu sıvı bölüm ayrılır. Laktoz, yağda değil suda çözünen bir karbonhidrattır. Dolayısıyla kaymak, süte kıyasla daha düşük oranda laktoz içerir. Ancak bu durum, kaymağın tamamen laktozsuz olduğu anlamına gelmez.
Kaymakta bulunan laktoz miktarı, kullanılan sütün türüne ve üretim yöntemine göre değişiklik gösterebilir. Manda sütünden yapılan kaymak ile inek sütünden yapılan kaymak arasında küçük farklar olabilir. Ayrıca ev yapımı kaymak ile endüstriyel olarak üretilen kaymakların laktoz oranı da farklılık gösterebilir. Ev yapımı kaymaklar genellikle daha az işlem gördüğü için içeriği daha sade olur; ancak laktoz tamamen ortadan kalkmaz.
Laktoz intoleransı olan bireylerde, laktoz tüketimi sindirim sorunlarına yol açabilir. Kaymak, düşük laktoz içeriği sayesinde bazı laktoz hassasiyeti olan kişiler tarafından küçük miktarlarda tolere edilebilir. Ancak bu durum kişiden kişiye değişir. Laktoz intoleransının şiddeti, tüketilebilecek miktarı belirleyen temel faktördür. Bazı bireyler çok küçük miktarlarda bile rahatsızlık hissederken, bazıları kaymağı sınırlı porsiyonlarla sorunsuz tüketebilir.
Fermente süt ürünlerinde laktoz oranı genellikle daha düşüktür; çünkü fermantasyon sürecinde laktoz parçalanır. Kaymak ise fermente bir ürün değildir. Bu nedenle laktoz içeriği yoğurt veya kefir gibi ürünlerdeki kadar azalmış değildir. Yine de süte göre daha az laktoz içermesi, kaymağı bazı kişiler için daha tolere edilebilir bir seçenek haline getirebilir.
Laktozsuz beslenen bireyler için piyasada laktozsuz sütlerden üretilmiş krema benzeri ürünler bulunsa da, geleneksel kaymak için bu durum daha sınırlıdır. Laktoza karşı ciddi hassasiyeti olan kişilerin kaymak tüketirken dikkatli olması ve küçük miktarlarla vücudun tepkisini gözlemlemesi önemlidir.
Kaymak, laktoz içerir; ancak bu miktar süte kıyasla daha düşüktür. Laktoz intoleransı olan kişiler için kaymak, tamamen risksiz bir besin değildir. Tüketilebilirliği, bireysel tolerans düzeyine ve tüketilen miktara bağlı olarak değişir. Bu nedenle kaymak, laktoz hassasiyeti olan bireyler tarafından bilinçli ve kontrollü şekilde değerlendirilmesi gereken bir süt ürünü olarak ele alınmalıdır.
Kaymak Hangi Sütten Yapılır?
Kaymak, sütün en yağlı kısmından elde edilen geleneksel bir süt ürünüdür ve bu nedenle kullanılan sütün türü, kaymağın lezzeti, kıvamı ve besin değerleri üzerinde doğrudan belirleyici olur. Her süt türünden kaymak elde edilebilse de, ortaya çıkan ürünün yapısı ve kalitesi büyük ölçüde farklılık gösterebilir. Bu yüzden “kaymak hangi sütten yapılır?” sorusu, hem evde kaymak yapmak isteyenler hem de satın alırken bilinçli seçim yapmak isteyenler için önemlidir.
Kaymak yapımında en çok bilinen ve tercih edilen süt türü manda sütüdür. Manda sütü, diğer süt türlerine kıyasla çok daha yüksek yağ oranına sahiptir. Bu yüksek yağ oranı, kaymağın kalın, yoğun ve katmanlı bir yapıya sahip olmasını sağlar. Manda sütünden yapılan kaymak, daha dolgun bir aroma ve daha belirgin bir ağız hissi sunar. Bu nedenle Afyon kaymağı gibi coğrafi olarak ün kazanmış kaymak türlerinin temelinde manda sütü yer alır.
Bir diğer yaygın süt türü inek sütüdür. Günlük hayatta en kolay erişilebilen süt olduğu için ev yapımı kaymakların büyük bir kısmı inek sütünden elde edilir. İnek sütü, manda sütüne göre daha düşük yağ oranına sahiptir. Bu nedenle inek sütünden yapılan kaymak, daha ince bir tabaka halinde oluşur ve kıvamı manda kaymağı kadar yoğun olmayabilir. Ancak günlük, katkısız ve tam yağlı inek sütü kullanıldığında, tat ve doku açısından oldukça tatmin edici bir kaymak elde edilebilir.
Daha az bilinen ancak bazı yörelerde kullanılan bir diğer seçenek koyun sütüdür. Koyun sütü de yüksek yağ oranına sahiptir ve aroması oldukça yoğundur. Koyun sütünden yapılan kaymak, karakteristik bir tada sahip olur ve her damak zevkine hitap etmeyebilir. Bu nedenle koyun sütüyle yapılan kaymaklar genellikle yöresel tüketimle sınırlı kalır.
Keçi sütü, yağ oranı inek sütüne yakın olmakla birlikte, yağ yapısı farklıdır. Keçi sütünden kaymak elde edilebilir; ancak kaymak tabakası daha ince olur ve aroması belirgin şekilde farklı hissedilir. Keçi sütü kokusuna hassasiyeti olan kişiler için bu tür kaymaklar tercih edilmeyebilir.
Kaymak yapımında kullanılan sütün işlenme durumu da en az süt türü kadar önemlidir. Pastörize edilmemiş, günlük ve tam yağlı sütler kaymak oluşumu için en uygun seçeneklerdir. UHT sütlerde, yüksek ısı nedeniyle yağ yapısı değiştiği için kaymak ya hiç oluşmaz ya da çok ince ve dağınık bir tabaka halinde ortaya çıkar. Bu nedenle marketten alınan uzun ömürlü sütlerle yapılan kaymaklar, geleneksel kaymak dokusunu vermez.
Kaymak, farklı süt türlerinden yapılabilir; ancak en kaliteli ve yoğun kaymak, yağ oranı yüksek ve taze sütlerden elde edilir. Sütün türü, kaymağın sadece görünümünü değil; tadını, dokusunu ve kullanım alanlarını da belirler. Bu nedenle kaymak yapımında veya seçiminde, kullanılan sütün kaynağı her zaman önemli bir kriter olarak öne çıkar.